• anın fikri

    10.
    Yavaş yürüyen sokağa çıkmasın.

    Daha güzel fikri olan?
    7 ... leylifer
  • big bang den önce ne vardı

    27.
    Büyük Patlama'dan önce bir şey var mı?

    Her şey nasıl başladı: Büyük patlama

    Evren nasıl başladı?
    Başlamadığını, hiçlikten ziyade her daim bir şeylerin olduğunu düşünmek cezbedicidir. Kozmologlar, eskiden evrenin sabit durum teorisi denilen bir teoriye inanıyorlardı. Kanıtlar bunun aksini gösterdiği için çok az insan bugün buna inanıyor. Çoğunluk bir büyük patlama'nın olması gerektiğine inanıyor.
    13.8 milyar yıl önce, inanılmaz derecede yoğunlaştırılmış bir enerji oarak evrenin tümünün başladığı an olduğuna inanıyor. Var olduğu andan itibaren, genişlemeye ve soğumaya başladı. Bu süreç, atom altı parçacıkları oluşturdu, daha sonra da hidrojen ve helyum gazını oluşturdu. Basit atomlardan oluşan bulutlar bir araya gelerek yıldızları, galaksileri ve evreni oluşturan her şeyi oluşturdular.
    bilim insanları, bu sürecin erken zamanlarından, atomların ilk biçim aldığı zamanlardan mikrodalga ışımaları saptadı. Bu ve her şeyin başlangıcından açığa çıkan enerji tarafından harekete geçirilen evrenin hala genişlemekte olduğunun gözlemi büyük patlama teorisini destekler. Tüm bunlar, "Büyük patlama öncesinde ne oldu?" sorusunu çağırıyor.
    Geleneksel cevaba göre uzay ve zaman evrenin yaratılışından önce yoktu, dolasıyla yaratış anından önce, önce, zaman ve uzay olmadığı için hiçbir şey yoktu. Fakat artık pek çok kozmolog, bu soruya daha ilginç bir cevabının olup olmadığını değerlendirmeye başladılar. Anlaşılmasına zor olmasına karşın, Büyük patlama'dan önce belki de bir şeyler vardı.
    8 -1 ... leylifer
  • nasıl hissediyorsun

    2162.
    isteyince olmayan şeylerin, istemeyince olması bağlamındaki yorgunluk
    9 ... leylifer
  • yalnızlık ve kendi başına kalma arasındaki fark

    1.
    “insanların en büyük problemleri, sessiz bir odada yalnız kalamamaktan dolayı ortaya çıkar,” demiş yazar Fransız matematikçi Blaise Pascal. Yorucu hayatlarımızda, yapmamız gereken çok şey olmasından kaynaklıdır bu genelde. Akıllı telefonlarımızı kapatıp oturamamamız bazen bizim yetersizliğimizdendir. Hareketli yaşam bizlere çok az yalnız zaman bırakıyor. Birçok dahinin de savunduğu gibi bu utanç verici bir durum çünkü kendi düşünceleriyle baş başa kalmak birçok insan için yararlı olabilecek bir yetenek.

    Fakat, kendi başınalık (solitude) ve soyutlanma (isolation) arasında gerçekten önemli bir fark var.

    Bir kısmımız, - özellikle de ortalama üstü zeka sahiplerimiz-, kendi kendileriyle zaman geçirmekten zevk alır. Fakat diğerleri tamamen yalnızdır. Bu yalnızlık sadece olumsuz bir duygudan fazlasıdır, sağlığınıza korkunç etkileri olabilir. Anlamak için her zamankinden daha fazla sebebimiz olan etkiler…

    Araştırmalar yalnızlığın bireylerde ölüm riskini arttırdığını gösteriyor. Genç yaşta ölüm konusunda obeziteden bile daha tehlikeli. Binlerce insan üzerinde yapılmış 200’den fazla çalışma gösteriyor ki “Toplumdan uzaklaşmak ve yalnızlık erken ölüm riskini fazlasıyla arttırıyor ve riskin büyüklüğü diğer birçok sağlık göstergesini aşıyor” diyor araştırmacı Holt-Lunstad.

    Kronik yalnızlığın yığınla sağlık problemine sebep olduğu da biliniyor. John Cappio bunun “…kortizol (temel stres hormonu) seviyesinde yükselmeye sebep olurken aynı şekilde dolaşım sisteminde dirence neden olduğunu yani kan basıncını yükseltip hayati organlara kan akışını azalttığını… ve yalnızlıktan dolayı tehlike sinyalleri veren beynin, bağışıklık sistemini güçlendiren ve hastalıklarla savaşmamızı sağlayan beyaz kan hücrelerinin üretimini de etkilediğini” söylüyor.

    Bu yeni bulgular Aristoteles‘i şaşırtmazdı çünkü kendisi iki bin yıl önce, dostluğun iyi bir yaşamın ön koşulu olduğunu söylüyordu. Arkadaşsız kalan kişi, insan olmanın zevkini tam anlamıyla çıkaramaz diyordu. Biyolojik olarak da belli seviyelerde sosyal etkileşime ihtiyaç duyuyor olduğumuz görüşü Aristoteles’in bireyleri arkadaş edinme konusunda eğitmemiz gerektiğini savunmasına yöneltmişti.

    Aslında haklıydı da. Bugün, Amerika’da 45 yaşın üstündeki 40 milyon yetişkinin kronik yalnızlıktan muzdarip olduğuna inanılıyor. “Huzurevindeki mutsuz yaşlı amca” fikri tamamen doğru değil, fakat bu veriler evlilik oranlarında ve evli çiftlerin sahip olduğu çocuk sayılarındaki düşüş gibi demografik değişikliklerle de alakalı. Tabi yine de yaşlıların yalnızlık riski daha yüksek; Amerika’da 85 yaşın üstündeki her iki insandan biri yalnız yaşıyor. Bu çok üzücü bir nokta aslında, çünkü kalan zamanları da oldukça az.

    Öte yandan, aynı zamanda insanlar kendilerine ayıracak zamanın azlığından yakınıyorlar ve çalışmaların gösterdiği üzere maddi şeylerden ziyade zaman kazandıklarında daha mutlu oluyorlar. Hatta Hannah Arendt, Eichmann’ın soykırımda rol almasının ana sebebinin tek başına oturup düşünememek olduğunu iddia ediyor. Ona göre yalnız kalıp düşünebilmek, yani inzivaya çekilmenin en önemli noktası, özgürlüğün de temel aracı olmasıdır. Bu gerçekleşmediğinde, tiranlık ya da sert bir totalitaryanizm gelecektir. Arendt’e göre bireyselliğin temeli yalnız kalabilme becerisidir.

    Schopenhauer, bizim için en iyisinin toplumdan soyutlanmayı seçmek olduğunu iddia etti. Böylelerini “Bilge” kabul etti ve onları keşişler gibi tanımladı: Basit bir hayat sürdürmek için kendini toplumdan, arzudan ve diğer dikkat dağıtıcı unsurlardan uzaklaştıran insanlar. Sayıları az olan bu insanlar, en mutlu kişilerdi Schopenhauer’a göre. Kibirden ve ufak işlerden kurtularak entelektüel hazlara ulaşabilirlerdi -her ne kadar Schopenhauer böyle bir hayat sürdürememiş olsa da.

    Bu garip bir çelişki aslında; zira hem yalnızlıktan hem de kendimize ayıracak zamanın yokluğundan yakınıyoruz. Teknoloji bizleri bağımlı hale getirdi ama daha mutlu olmamıza sebep olmadı. Hatta daha da yalnızlaştık. Sadece tekrar iletişim kurmayı değil, kendi başımıza olabilmeyi de öğrenmemiz gerek. Hem de Modern, ultra-bağlı çağa yakışır bir paradoks (!)
    20 -1 ... leylifer
  • sabahın şiiri

    53.
    Ayrılık diye bir şey yok.
    Bu bizim yalanımız.
    Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
    Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

    Güneş çoktan doğdu.
    Uyanmış olmalısın.
    Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
    Öyleyse ayrılmadık.
    Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

    Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
    Önce beklemekten.
    Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
    ikisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

    Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
    Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
    Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
    Kanunlara saygı göstermesini,
    insanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

    Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
    Ya o? Ya o?
    insanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
    Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
    Saadet bekliyor yaşamaktan.

    Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
    Aradıklarının çoğunu bulamamış,
    Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
    Göçüp gidiyor bu dünyadan.

    işte yaşamak maceramız bu.
    Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
    Ve yaşayıp beklerken ölmek!

    Özleme bir diyeceğim yok.
    O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
    O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
    O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

    insanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
    Yaşantımız özlemlerle güzel.
    Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
    Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
    Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

    Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
    Seni özlediğim içindir.
    Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
    Seni özlediğim içindir.
    Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
    Yine seni özlediğim içindir.

    Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!

    ümit yaşar oğuzcan
    25 -2 ... leylifer
  • gecenin şiiri

    12243.
    Bana verdiğin mutluluğu
    Paylaşacak kimsem yok
    Sevincimi içime
    Ve yalnız taşıyorum.
    (Biliyorsun ya
    Susarak yaşamak zorundayım seni)
    Bu yüzden gecelere ve sözcüklere
    Bölüyorum ağırlığını
    Yüzünü gözbebeklerime çiziyorum
    Kırık kalemleriyle kirpiklerimin
    Baktığım her yerde seni göreyim
    Ve eksilmesin diye imgen
    Uykularımda bile
    Ömrümün evinden
    Sır vermez derininden kalbimin.

    Şükrü Erbaş - eksilmesin imgen
    25 -1 ... leylifer
  • keyif alma sorunu başlangıcı

    1.
    keyif almak bağlamında sorun tam olarak nerede diye düşünürken, Bu sorunun kaynağı keyif almamızı engelleyen yasaklar mıdır? sorusu ilk planda artık.

    misal, Yasal olmadığı halde yasağın evrenselleşmesini nasıl açıklarız?

    Olası tek açıklama var: “Haddin aşılması” olarak. Tecrübe ettiğimiz keyfin kendisi en içten haliyle dayatılmış ve ısmarlanmış bir şey keyfi asla kendiliğinden yaşamıyor, keyif duymak için gelen belli bir emri izliyoruz. Bu müstehcen emre, bu müstehcen çağrıya psikanalizde verilen isim: “haz üstbenliktir.” Çünkü politik bir faktör olarak zevk,
    Geleneksel psikanaliz kavramı, bazı iç engellemeler yüzünden babadan gelen veya toplumsal yasakların aşırı olanlarını içselleştirdiğinizi veya onlarla özdeşleştiğinizi söyler. Kendinizi özgür kılamazsınız ki haz duyabilesiniz. Haz size suçluluk hissettirecek bazı patolojik biçimleri dışında,erişebileceğiniz bir şey değildir. O zaman fikir şudur: Psikanaliz, içselleştirdiğiniz bu yasakların üstesinden gelerek veya onları askıya alarak haz duymanıza imkan sağlar. Günümüzün sorunu iktidardaki ideolojinin “Hayatın farklı yönleriyle keyfini çıkarın!” şeklindeki buyruğudur. Bu cinsel keyif,tüketim veya ticari mal keyfinden tutun da manevi hazza veya kendini gerçekleştirmeye kadar uzanabilir. Bence günümüzün problemi yasaklarımızdan nasıl kurtulacağınız ve nasıl keyif alacağınız değil, keyif almamızı emreden o buyruktan nasıl kurtulacağımızdır.
    25 ... leylifer
  • sözlük yazarlarının şu an istedikleri şeyler

    1538.
    istediğimiz kitabın senaryosunu yaşayabileceğimiz simülasyonlar olsa keşke, Albert Camus'un Yabancı'sındaki vurdumduymazlığa ihtiyacım var.
    29 ... leylifer
  • sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

    17721.
    Benden gerçek bir söz istiyorsan şunu derim.
    Başkalarının yaptığı kötü şeyler değil, senin yaptıkların ilgilendirsin seni. Gençliğimden beri bilirim ki insan başkalarındaki kötülükleri görerek iyi olmaz.
    'sen herkesi kötülemez misin' diyeceksin.
    Bana da bakma.
    Benden de 'varsa' iyi şeyler öğren.
    30 -1 ... leylifer
  • sözlük yazarlarının şu an yaptığı şey

    4796.
    Pencere kenarında otururken
    sokaktaki insanların telaşlı hallerini izledim.
    Caddeler yeni yıla hazırlanıyor,
    renk renk ışıklarla süsleniyordu.
    Bense bana papatya alan adamı bekliyordum.
    O geldiğinde papatyalarım hiç solmayacaktı!
    Bu mümkün olur muydu? Elbette!
    Aşk, insanın yüreğinde çiçekler açtırıyordu.
    Seviyor, sevmiyor...

    papatya falı
    25 -1 ... leylifer
  • anın görüntüsü

    31655.
    anın görüntüsü

    Çok sisli bu aralar Konya..
    51 -3 ... leylifer
  • günün tespiti

    35.
    Önce hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor,
    sonra bir daha asla başlanamazmış gibi..

    ikisi de büyük yanılgı ama birincisi biraz da aptallık.
    32 ... leylifer
  • 21 aralık 2017

    14.
    En uzun gece, en kısa gündüzün yaşandığı tarihtir.

    21 Aralık Öyle en uzun gece falan değildir gençler.

    Asıl uzun gece,onun artık başkasını sevdiğini öğrendiğin gecedir..
    34 -3 ... leylifer
  • gecenin şarkısı

    31919.
    Dvnsn - mood

    https://youtu.be/VkVzfOVq_Vc

    iyi geceler sözlük
    14 ... leylifer
  • anın görüntüsü

    31256.
    anın görüntüsü
    Satranç oynamadan uyumayan bir çocuk,evet.

    Not: üzerinde satranç oynadığımız, satranç tahtasını ben yapmıştım 12 yaşımdayken (bı hayli çıraklık dönemimden,evet çok eğri farkındayım)

    Sanırım buradan başladı maket yapma aşkı. Daha sonrasında gelen tasarım ve 3dmax macerası..
    50 -1 ... leylifer
  • sony xz

    3.
    alalı henüz 6 ay olan, dün geceden beri yeni gelen lanet olası güncellemeyle (oreo olduğu düşünülmekte) kendine gelemeyen, açılıp-kapanan ve sürekli bu modda olduğundan dolayı ısınan (hatta yanmak üzere olan) kaybetmemekte ilk kez başarı yakaladığım telefonumdur.

    kvk teknik servisine sorduğumda ise, gün içinde bu sorunla gelen 4. kişisiniz, faturası ile birlikte getirirseniz ana bayiye istanbul'a göndeririz ücretsiz olarak (sanki garanti kapsamında değilde özellikle belirtti bunu da, anlamadım) dedi.
    sürekli telefon bi yerde unutup, kaybeden biri olarak bugün çok rahat, sorumsuz ve huzurla geçti. Acayip mutluydum, zira iş ve çevreden ulaşamadılar (kalp kalp)
    (şirket hattı zaten yanımda olmuyor genelde, o da ayrı mevzu)

    şimdi size sorum genşler, bu android 8.0 oreo ota güncellemesi hakkında bilgi sahibi olan varsa, rica etsem beni de bilgilendirebilirler mi?

    tanım: bir telefon.
    edit: cevabını bekleyen bir soru ile birlikte sorunun çözülmesi.
    edit 2: Tüm gelen çözüm önerileri ve yardım mesajları için bin teşekkür, iyi ki varsınız diyorum (alkışlar)
    15 -1 ... leylifer
  • kadınla erkek arasındaki ideal boy farkı

    31.
    ideal boy farkı kavramı var mıdır bilemem ama doğru insanı bulma ideali olması şart.
    (algıda bunu önemli sayabilenlerin mevzusu o ayrı)

    hiçbir zaman boy konusunda belli bir lüksüm olmadı, olamadı. Zira boy ortalamasının bi hayli üstündeyim.

    (Türkiye'de uzun boy seçeneği çok değil zira)
    27 -1 ... leylifer
  • depresyon

    917.
    Depresyon dünyadaki iş görmezlik halinin başlıca sebebidir. Fakat zihinsel bir rahatsızlık olduğu için yüksek kolesterol gibi bir hastalığa göre daha zor anlaşılır. Zorluğun sebeplerinden biri 'depresyonda olmak' ile 'depresif hissetmek' arasındaki farktır. Herkes zaman zaman keyifsiz hisseder. Kötü puan almak, işini kaybetmek, tartışmak, hatta yağmurlu bir gün bile hüzünlü hissettirebilir. Bazen tetikleyici bir durum bile olmaz. Apansız ortaya çıkıverir. Sonra şartlar değişir ve hüzünlü hisler kaybolur. Klinik depresyon ise farklıdır, tıbbi bir rahatsızlıktır ve sırf siz gitsin istiyorsunuz diye gitmez.
    En az 2 hafta sürer ve kişinin iş görmesini, sosyal hayatını ve aşk hayatını engeller. Depresyonun çeşitli belirtileri vardır: Düşük bir duygu durumu, normalde seveceğiniz şeylere ilgi kaybı, iştahın değişmesi, işe yaramaz veya suçlu hissetmek, çok fazla veya çok az uyku, zayıf konsantrasyon, yerinde duramama veya yavaşlık, enerji kaybı, yinelenen intihar düşüncesi...

    Bu belirtilerin en azından 5'ine sahipseniz, psikoloji rehberine göre depresyon tanısına uyuyorsunuz. Yalnız davranışsal belirtileri yoktur depresyonun, beyin içinde fiziksel bulgular da olur. Öncelikle, çıplak gözle ve X-ray'de görülebilir, değişimler olur. Mesela daha küçük beyin ön lobu ve hipokampal hacim. Daha mikro ölçekte, depresyon birkaç şey ile bağlantılıdır: Bazı nörotransmiterlerin (sinir iletici) anormal iletimi veya tükenmesi, özellikle serotonin, norepinefrin ve dopamin . Günlük ritmin bozulması, uyku döngüsündeki REM ve derin uyku aşamalarındaki değişimler, yüksel kortizol ve troid hormon düzensizliği gibi hormonel anomaliler. Ama nörologlar hala depresyona neyin sebep olduğuna dair bütün resme sahip değiller. Genler ve çevresel şartlar ile karmaşık bir ilişkisi varmış gibi görünüyor ama hala nerede ve ne zaman görüleceğine dair bir teşhis yöntemi / aracı yok. Ve depresyon belirtileri soyut olduğundan iyi görünmesine rağmen depresyonla boğuşan birini anlamak zordur. Zihin sağlığı Ulusal enstitüsü'ne göre zihinsel rahatsızlığı olan ortalama bir kişi yardım isteyene kadar 10 yıldan fazla zaman geçiyor. Aslında çok etkili tedavi yöntemleri mevcut. ilaçlar ve terapiler beyin kimyasallarını destelemek üzere birbirini tamamlar.Bazı uç örneklerde, hasta beyninde kontrollü bir felç gibi etki eden, elektroşok tedavisi oldukça faydalı olur. Transkranyal manyetik stimülasyon (tms) gibi diğer umut vaadeden tedaviler de araştırılmaya devam etmektedir. Yani depresyon ile mücadele eden birini tanıyorsanız nazikçe, bu tedavi seçeneklerinden biri için teşvik edin. Hatta, yakınlardaki terapistleri araştırmak veya doktora sorması gereken soruların listesini hazırlamak gibi belli işlerde yardım teklif etmek gerekiyor. Depresyondaki birine bu ilk adımlar aşılamaz gibi görünür. Suçlu veya utanç hissederlerse depresyonun astım veya diyabet gibi tıbbi bir durum olduğunu hatırlatın. Zayıflık veya kişisel bir özellik olmadığını kırık bir kolu kendi kendilerine iyileştiremeyecekleri gibi depresyonu da tek başlarına atlatmayı beklememeliler. Eğer kendiniz depresyonu deneyimlediyseniz, depresif hissettiğiniz dönemler ile karşılaşmaktan kaçının. Onların yaşadıklarını normal, geçici hüzünlü hisler ile karşılaştırmak, kendilerini mücadeleleri yüzünden suçlu hissetmelerine sebep olabilir. Yalnız açıkça depresyon hakkında konuşmak yardımcı olabilir. Örneğin araştırmalara göre, birine intiharla ilgili soru sormak intihar risklerini azaltıyormuş. Zihinsel rahatsızlıkla ilgili açık bir konuşma engelleri aşındırır ve kişilerin yardım istemelerini kolaylaştırır.Böylelikle daha çok hasta tedavi aradıkça bilim insanları depresyonla ilgili daha çok şey öğrenecek ve tedavi yöntemleri daha da iyileşecektir.
    21 ... leylifer
  • sözlük yazarlarının içinden geçenler

    378.
    Oluru vardı,
    Olabilirdi de,
    Ama o olmasını istemedi.

    O
    Benim onu sevmemi bile istemedi.

    Bütün imkansızlıklar,
    Mümkün kılınabilirdi..
    34 -3 ... leylifer
  • erdal eren

    604.
    Erdal Eren, 25 Eylül 1961 tarihinde Giresun'un Şebinkarahisar ilçesinde dünyaya geldi. Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisi olduğu dönemlerde aynı zamanda Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği'nin de üyesiydi.
    12 Eylül Darbesi öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü suçlamasıyla hüküm giyen ve darbeden sonra asılarak idam edildi.

    Erdal'ı gördüm
    Darağacında
    On altı yaşında
    Ölürken "netekim"
    Bir şey yapmazdı
    Sadece bakardı

    "Asmayalım da besleyelim mi?"

    https://video.uludagsozluk.com/v/erdal-eren-58927/



    (bu şarkıyla tanımıştım kendisini)
    24 -3 ... leylifer
  • yeni şeyler getiriyorum